Eyüp‘ün Tarihi Yerlerine Genel Bir Bakış
Tarihsel ve Kentsel Sit Alanı - Dini ve Sivil Yapılar, Yazılı Anıtlar
Eyüp merkez yerleşmesi sit alanı ve koruma alanı ile Haliç sahilinde ve koruma alanının batısında anıt eserleri ve sivil mimarlık ürünü tescilli yapıları içermektedir. Eyüp Tarihsel ve Kentsel Sit Alanı Eyüpsultan Külliyesi ve yakın çevresini, Nişanca ve Defterdar mahalleleri ile Düğmeciler Mahallesi’nin bir kısmını içine alan 109 hektar büyüklüğünde bir alandır; koruma alanı ise Eyüp Merkez Mahallesi’ni, Düğmeciler ve İslambey mahallelerinin bir kısmını ve tarihi Eyüp Mezarlığı’nı kapsayan 168 hektar büyüklüğünde bir alandır.
Eyüp’ün Ziyaretgah İşlevi - Kutsal Yanı
Eyüp tarihi boyunca kutsal bir ziyaret yeri işlevi görmüştür. Bizans döneminde kırsal nitelikleri, zengin ve yoğun bitki örtüsü ve hayvan varlığı nedeniyle av sahası ve rekreasyon alanı olarak tanınmaktadır. Aynı zamanda, Aya Mama Manastırı, Aziz Kozmos ve Damianos Manastırı ve benzerlerinin varlığı ile savaşa giden üst düzey askerlerin silah kuşandığı, kutsandığı bir tören alanıdır. Sonraki dönem Bahariye kıyısı - Bostan İskelesi Bizans döneminde liman ve tersane işlevi görmekte, ahşap bir köprü (daha sonraki 12 kemerli kagir Deve Köprüsü) buradan Sütlüce ile bağlantı kurmaktadır. Bu eserlerin İstanbul’a yönelik sayısız kuşatmada saldırılarla harap oldukları ve günümüze ulaşamadıkları anlaşılmaktadır.
Eyüp Türk Çağı’nda Osmanlı sultanlarının sürdürdüğü kutsal ziyaret yeri geleneği nedeniyle bu işlevi karşılayan yapılara sahip olmuştur. Bunların başında Eyüpsultan Camii ve Külliyesi gelir. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un ilk kubbeli sultan camii ve külliyesi Eyüp’te yaptırılmıştır: önce Aba Ayyub el-Ansari’nin türbesi inşa edilmiş, yanında kurulan cami, medrese, kütüphane, imaret, çifte hamam ile Eyüp’ün geçmişte ve bugün çekirdeğini oluşturan donatı yapıları topluluğu elde edilmiştir (1459). İstanbul’un Surdışı’ndaki ilk külliyesinden günümüze ulaşanlar cami, türbe ve hamamdır.
İstanbul’un dünya çapında bir Türk - İslam şehri olarak hazırlanması aşamasında Eyüp İmparatorluk başkentinin kutsal merkezini oluşturmuş, İslam dünyasının önde gelen ziyaretgahlarından biri olarak kabul edilmiştir. İslam Peygamberi’ne ait kutsal emanetler ile halifelik işaretlerinin Yavuz Sultan Selim tarafından İstanbul’a, Eyüp’e getirilmesinin ve burada muhafaza edilmesinin de bunda önemli payı vardır. Bu gelişmeyle Eyüp’ün kutsal ziyaret mekanı kimliği siyasi bir misyon da kazanmıştır. Yeni tahta çıkan her Osmanlı sultanı Haliç üzerinden deniz yolu ile Eyüp’e gelir, Bostan İskelesi’nde karaya çıkar, yaya olarak Eyüpsultan’ı ziyaret ederdi: yeni padişah burada törenle Halife Osman’a ait kılıcı, devrin en önde gelen tarikat şeyhinin yardımıyla, kuşanır, Edirnekapı üzerinden kara yolu ile eski Mese Yolu kuzey aksını izleyerek Divan Yolu’na ulaşır, oradan Saray’a dönerdi. Taklid-i Seyf denilen bu merasim, Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtına sahip olmanın tescili anlamında, biat (bağlılık yemini) töreni kadar önemli sayılmıştır.
Yerleşmenin gelişme sürecinde özellikle dinsel ve toplumsal içerikli yapılarla donatıldığı anlaşılmaktadır. Nişanca’da Kapıağası Mescidi (15. yüzyıl), Otakçılar’da Fethi Çelebi Mescidi (15. yüzyıl), Çömlekçiler Mahallesi’nde Arpacı Hayrettin Mescidi (16. yüzyıl öncesi), Sofular’da Sofu Ali Çavuş Mescidi (1464), Zalpaşa Caddesi’nde Cezri Kasım Paşa Camii (1515), İslambey Camii (1521), Kalenderhane Caddesi’nde Abdülkadir Efendi Mescidi (1537), Gümüşsuyu İdris Köşkü Tepesi’nde Zeynep Hatun Camii (1538), Defterdar Caddesi’nde Mimar Sinan eseri Defterdar Camii (1541), Nişanca Mustafa Paşa Caddesi’nde Nişanca Camii (1543), Rami Kışla Caddesi’nde Topçular Mescidi (1558), Eyüp İskele Meydanı’nda Büyük İskele Camii (1577), Kızıl Mescit (1581), Nişanca’da Münzevi Mescidi (16. yüzyıl), Düğmeciler Caddesi’nde Dökmeciler Mescidi (16. yüzyıl), Abdurrahman Şeref Bey Caddesi’nde Takyeci Mescidi (1591), Zalpaşa Caddesi üzerinde türbe, medrese ve zaviyeden ibaret Cafer Paşa Tekkesi (1587 öncesi), Hoca Sadettin Efendi Dar-ül Kurra’sı (1599 öncesi) ile Mimar Sinan’ın Cami-i Kebir Caddesi üzerinde türbe, dar-ül kurra ve çeşme ile camisiz olarak inşa ettiği Sokullu Mehmet Paşa Medresesi (1569, halen Eyüp sağlık Merkezi) ve yine Mimar Sinan’ın cami, medrese, şadırvan ve iki avlu ile engebeli arazide bir denemesi olan Zalpaşa Camii ve Külliyesi (1574-80) bu yapılardan günümüzde mevcut olan bazılarıdır.
Daha sonraki dönemde camilere Defterdar Caddesi’nde bulunan Demirciler Camii (17. yüzyıl), İslambey Caddesi’nde Kasım Çavuş Camii (17. yüzyıl ikinci yarısı), Rami Yeni Mahallesi’nde Tantavi Camii (1889), Rami Cuma Mahallesi’nde Hacı Ali Paşa Camii (1892), külliyelere Bostan İskelesi Caddesi’nde mektep, imaret, sebil, türbe ile yapılan Mihrişah Valide Sultan İmareti (1795) ile Defterdar Caddesi’nde mektep, sebil ve türbeden ibaret Şah Sultan Külliyesi (1800) ilave olmuştur.
Osmanlı geç dönem yapıları arasında eğitim yapıları önemli yer tutmaktadır. Eyüpsultan Külliyesi’ndeki kütüphane ile Mihrişah Valide Sultan ve Şah Sultan külliyelerindeki mekteplere ilaveten, Eyüp’te bu dönemde, kılıç alaylarının yapıldığı yol üzerinde deniz kıyısında yapılan Hüsrev Paşa Kütüphanesi (1839), Boyacı Sokak’ta günümüzde sağlık merkezi olarak kullanılan Hasan Hüsnü Paşa Kütüphanesi (1894), yine Boyacı Sokak’ta günümüzde de okul olan Sultan Reşad Mektebi (1910) bunlardan birkaç örnektir.
Eyüp’ün manevi kimliğinin simgeleri yaşamın sonsuzluğunun işaretleri sayılan türbeler ve tekkelerdir. Eyüp’te en yaygın anıt yapı türü türbelerdir. Aba Ayyub el-Ansari ve fetih şehitlerinin istirahatgahına yakın olmak isteyen toplumun önde gelen kişilerinin özenle yaptırdıkları türbeleri buradadır. Sultan, valide sultan, şehzade, sadrazam, şeyh-ül islam ve paşa türbeleri, ünlü Osmanlı devlet adamlarının, din adamlarının, sanatkarların kabirleri ile tüm bu kişilere yakın gömülmek isteyenlerin mezarları Eyüp’tedir. Mezarlıklardaki tarihi mezar taşlarının ‘yazılı anıt’ olarak geçmişe ışık tutan yönleri bilimsel anlamda kabul edilmiştir. Bu nedenle, günümüzde Eyüp hem ebedi bir sükunet mekanı, ‘mezarlıklar kenti’ hem de eşsiz içerikte yazılı anıtlara sahip bir açık hava müzesidir. Gerçekten de Eyüpsultan Camii’nin arkasından Pierre Loti’ye uzanan tarihi Eyüp Mezarlığı ile merkezin güneyindeki mezarlıklar mezar taşları ve servi ağaçlarıyla Eyüp’ün genel görünümünde etkilidir; aynı zamanda Eyüp’ün İstanbul ve İslam dünyası için anlamına işaret etmektedir.
Eyüp manevi kimliği nedeniyle tarikat yapılarının da yoğunlaştığı bir yerleşmedir. Şah Sultan (1556), Baba Haydar (1560’lar), Cafer Paşa (1587 öncesi), Karyağdı (16. yüzyıl), Şeyh Murat Efendi (1680 öncesi), Özbekler (18. yüzyıl) tekkeleri ile Bahariye Mevlevihanesi (1873) bu tür yapılara örnektir.
Eyüp’te İslambey ve Nişanca mahallelerinde 19. yüzyıl yapısı iki Ermeni kilisesi de mevcuttur.
Mahalleler
Fetihten 16. yüzyılın sonuna değin imar etkinlikleri ile donatılan Eyüp’de mahalleler Eyüpsultan Külliyesi’nin oluşturduğu nüve çevresinde gelişmiştir. Cezri Kasım, Fethi Çelebi, Nişancı Mustafa Paşa, Defterdar, Ya Vedud mahalleleri Fatih döneminden mahallelerdir. Düğmeciler (Dökmeciler), Kasım Çavuş 16. yüzyıl mahalleridir. Eyüp’ün Fatih döneminde varolduğu bilinen sekiz mahalleden 1934 yılında on iki mahalleye büyüdüğü bilinmektedir. Bu gelişme cami, mescit, çeşme ve mahalleye hizmet veren diğer donatı yapıları çevresinde organik gelişen bir doku şeklinde olmuştur. Eyüp’te göçmenlerin yerleşmesi için hazırlanan konut alanları (Rami ) ise 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren imar ve iskan etkinliklerine esas olan ızgara sistem dokusu ile gerçekleşmiştir.
Çarşı
Eyüp’te burada oturmak, öldükten sonra da bu kutsal çevrede gömülmek isteyen sakinlerin gündelik gereksinmelerini, Eyüpsultan Camii, Türbesi ve çevresi ile mezarları ziyarete gelenlerin alışveriş taleplerini karşılayan kayda değer büyüklükte bir çarşı gelişmiştir. Çarşıda balıkçılar, süt pazarı ... gibi Eyüp’ün İstanbul için besin üretici yönüne işaret eden kısımlar ile sahaflar, tespihçiler, yazmacılar, gül yağı satıcıları, kebapçılar, yazmacılar, çömlekçiler, oyuncakçılar, hayvan pazarı, cuma pazarı ... gibi Eyüp’e yoğun ziyaretçi varlığına işaret eden kısımların bulunduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır.